GuidePedia

0

Gaflet, zikir halinin zıddıdır, Allah’ı unutmaktır. Gaflete sebep olan her şeyde kalp için zulmet yani karanlık vardır. Zikrullah yitiğimizdir.

Şimdi Zikir Zamanı

Zikreden kimsenin aydınlığı sadece kendisini değil, çevresindekileri de aydınlatır. Zikreden kul istikamet sahibidir. Onun istikameti ve kararlılığı çevresini de etkiler. Ancak zikrullah elbisesini giymiş olanlar, namaza izin dahi vermeyen patronunun namaz kılmasına vesile olabilir.

Zikir her vesile ile Allah’ı anmak demektir. Cemaatle veya tek başına Allah’ı tesbih etmek zikir olduğu gibi, günlük hayatta yaptığımız tüm işleri “Bu iş Allah’ın rızasına uygun mu?” diye sorgulamak da zikirdir. Her işte Hakk’ın rızasını gözetmek ve emrine uygun hareket etmek zikir ehlinin vasfıdır. Dolayısı ile zikir ehlinin Cenab-ı Hakk ile kuvvetli bir irtibatı vardır.

Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de 37 yerde “Zikredin!” buyurmuştur. Bu kelime emir kipi ile kullanılmıştır. Bu ayetlerden birinde Cenab-ı Mevlâ şöyle buyurmuştur: “Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim.” (Bakara,152)


Bir ana sığan üç lütuf

Sâdât-ı Kiram’ın büyüklerinden Hâce Ali Ramitanî (Kaddesallâhû Sırrûh) bu ayet-i kerimeye işaretle talebelerine zikirde saklı üç büyük nimet bulunduğunu anlatır:

“Birincisi, kulun Allah’ı zikretmek için niyetlenmesidir.” Böyle bir niyet ilahî bir lütuftur. Allah’ın kuluna ihsanıdır. Yeryüzündeki pek çok insan içinden kişiye nasip olan özel bir nimettir.

“İkincisi, Allah’ı zikretmeye niyetlenen kişinin niyetini gerçekleştirerek zikretmesidir.” Bu da ikinci lütuftur, çünkü kişi hayatta pek çok şeye niyetlenir, fakat hepsini yapmak mümkün olmaz. Gerçekten de düşündüğümüze niyetlenip yapamadığımız nice güzel işler vardır. Zikretmek gibi hayırlı bir niyetin ardından bunu amele dönüştürebilene hakikaten büyük bir hayır isabet etmiş olur.

“Üçüncüsü, ‘Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim’ ayetinde müjdelenen kişinin Allah’ı andığı zaman Rahman’ın da onu anması.” Bu ise kul için en büyük lütuf ve bayramdır. Zira azamet ve celâl sahibi Rabbimizin aciz kulunu anması büyük bir şereftir. Kul zikrin bir anıyla dahi nimetlere nail olmuş olur. Bu ilahî lütufların her biri kul için birer bayram hükmündedir.


Bütün hayat onunla ibadet

Her ibadetin bir vakti vardır. Mesela orucun vakti Ramazan’dır. Haccın zamanı Zilkade ayı içindedir. Zekât yılda bir defa yerine getirilir. Namaz da vakitli bir ibadettir. Bütün ibadetlere bir vakit tayin edildiği halde Allah Tealâ zikre belli bir vakit belirlememiştir. Bu da Cenab-ı Hakk’la irtibat için büyük bir kolaylık, ne halde ve ne işte olunursa olunsun, bütün vakitleri bereketlendiren bir rahmettir.

Hak yolun rehberi, Efendimiz
(Sallâllahû Aleyhi Ve Sellem) zikir üzere yaşamıştır. Hayatı boyunca pek çok zikri tatbik etmiş ve ashabına öğretmiştir. Her biri birer hidayet yıldızı olan sahabilerini zikir ehli kimseler olarak terbiye etmiştir. Farklı zaman ve mekânlarda sahabinin durumuna göre muhtelif zikirler tavsiye etmiştir. Allah Resûlü (Sallâllahû Aleyhi Ve Sellem)’in vârisleri olan Rabbânî alimler de müritlerinin terbiyesinde zikrullahı esas almışlar, müridin istidadı ve mertebesine göre zikir dersleri vermişlerdir.

Zikrullah manevi güzelliklerin ve ulvî ikramların kapısıdır. Zikrullah haşyeti ve takvayı artırır. Müminleri birbirlerine karşı şefkatli, düşmanlarına karşı gözü pek ve şecaatli hale getirir. Allah’ın sevgi ve muhabbetine vesile olduğu gibi kulda letafeti ve feraseti de artırır. Zikir ehli muhakkak nazik, düşünceli ve anlayışlıdır. Bununla birlikte Allah’tan başkasından korkmama hali de zikrullahsız elde edilmez. Zikri olmayanın ilmi de edebi de noksan kalır. Zira zikirsiz Allah ve Rasulü
(Sallâllahû Aleyhi Ve Sellem)’in muhabbeti hasıl olmaz. Zikir olmadan zulmet kalkmaz.

Efendimiz (Sallâllahû Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah’ı zikredenle zikretmeyenin misali, ölü ile dirinin misali gibidir. (Buharî, Zikr, 6044)” Kişi Rabbini zikrederse manen diri olur. Bu bakımdan tasavvuf erbabı zikre çok önem vermiş ve zikir dersi olmayanın ilahî feyzden nasibi olmayacağını söylemişlerdir. Âriflere göre bütün manevi canlılık, aşk ve muhabbet zikrullaha bağlıdır.

Özellikle etrafımızdaki kişilerin Allah’ı ve Resûlullah’ı tanımalarını, dini yaşamalarını her samimi mümin can-ı gönülden ister. Bu noktada zikir ile münasebetimizi kontrol etmemiz yerinde olacaktır. Zira hadis-i şerife göre zikrullahı terk eden ölülerden sayılmıştır. Ölü kimsenin nasıl başkalarına faydası dokunabilir? Ashabın ve evliyanın İslâm’a hizmetlerindeki başarı ve tasarrufları zikirledir. Onlar Kuran’da işaret edilen, “Ayakta, oturuken ve yanı üzere yatarken Allah’ı zikreden” (Âl-i İmran, 191) kimselerdir. Öyle ki, onlar Allah’ın zikrinden bir an uzaklaşmayı, bir an bile gafil bulunmayı büyük ziyan sayarlar.


Gafletin pençesinde

Gaflet, zikir halinin zıddıdır, Allah’ı unutmaktır. Gaflete sebep olan her şeyde kalp için zulmet yani karanlık vardır. Kalbe bulaşan zulmet zikir nuruyla yıkanmadıkça kişinin Allah Tealâ ile irtibatı zayıflar. Kul daha önce hangi mertebede bulunursa bulunsun haramlara düşmeye, farzları terk etmeye başlar. Nefs ve şeytan, zikrullahtan uzaklaşmış, kalben zayıf düşmüş olan kulu öyle bir rüzgârla savurur ki, kişi için eski günlerin hayali bile uzak hale gelir.

Tasavvuf klasiklerimizden “Reşahat”ta zikir zararlı otları söküp temizleyen bahçıvan küreğine banzetilmiştir. Bu tarif zikrin kalp üzerindeki etkisini ne güzel anlatmaktadır. Kalp bahçesi zikir küreğiyle zararlı otlardan, yani gaflet ve zulmetten temizlenirse, o kalpte Rahmanî nisbet boy verir, gülistan olur. Böylece Kuran’da övülen “kalb-i selim” haline gelir.

İnsanın dünyaya gelme gayesi Rabbini tanıyıp kulluk etmektir. Kulluk, Allah’ı bilmek ve daima O’nu anmaktır. Bütün ibadetlerin özünde hep bu iki esas vardır. Dinin direği olan namaz, namaz ardından yapılan tesbihatlar, dualar, en makbul amellerden olan Kuran tilaveti… Hepsi birer zikirdir. Müminin hayatı farz, sünnet veya nafile zikirlerle kuşatılmıştır. Makbul bir kul da zikir üzere yaşayandır.


Bu zamanlarda zikir

Âşıkların gönül tercümanlarından Yunus Emre (Kaddesallâhû Sırrûh) Hazretleri şöyle der:

“Yunus sen bu dünyaya niye geldin
Gece gündüz Hakk’ı zikretsin dilin.”


Ahir zamandayız. Âşık Yunus gibi Allah’ın rızasına çağıran, müminlere zikrullahı telkin edenler azaldı. Bununla birlikte haram ve günahlar çoğaldı. Bırakın zühd ve takva üzere yaşamayı, müminler beş vakit namazını kılmak için bile şeytan ve nefsle büyük mücadeleler veriyor.

Artık sadece kişinin kendi nefsini yenmesi de yetmiyor. Namaz kıldırmayan patronlar, mescitsiz alanlar ve mekânlar türedi. Sabah ezanlarıyla beraber uyanılan bir coğrafyada, alarmlar mesai saatine kurulur oldu. Sabah namazına kalkmak fazilet haline geldi.

Modern çağda etrafımızı çepeçevre kuşatan bu sorunların en temel çözümü zikrullaha sarılmaktır. Çünkü zikrullaha sarılan kimse ahir zamanın tüm fitnelerinden korunur. Zikir üzere yaşayan bir müminin namazı ihmal etmesi aklının ucundan dahi geçmez. “İman varsa imkan vardır.” sözü onun hayatında tecelli eder adeta. Zikrin bereketi ile hayatı güzelleşir. Allah’ın emirlerini zevk ve muhabbetle yerine getirir.

Zikreden kimsenin aydınlığı sadece kendisini değil, çevresindekileri de aydınlatır. Zikreden kul istikamet sahibidir. Onun istikameti ve kararlılığı çevresini de etkiler. Ancak zikrullah elbisesini giymiş olanlar, namaza izin dahi vermeyen patronunun namaz kılmasına vesile olabilir. Bunlar mübalağa değildir. Kalp sarayının duvarlarına zikri nakşetmiş bir kul için bütün engeller, tesbih ederek yücelttiği Allah Teâlâ tarafından kaldırılır.


Yeniden zikre sarılmak

Zikrullah yitiğimizdir. Kalbimizin, ruhumuzun ve bütün manevi varlığımızın hakkıdır. Nefse karşı yapılan cihat sonrasında ele geçen bir ganimettir ki, bütün dünya ile tartılsa kıymette ağır gelir. Dili ve kalbi her daim zikrullah ile meşgul olan kimse kâmil bir mümindir. O kimseye müjdeler olsun ki, nimetlerin en büyüğüne erişmiştir. Efendimiz
(Sallâllahû Aleyhi Ve Sellem) müminlere bir sevinç vesilesi olarak şöyle beyan buyurmuştur:

– Size amellerinizin en hayırlısını, Melik (olan Rabb)’inizin katında en sevaplı olanı ve derece bakımından en yükseltici olanı, sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmanızdan daha hayırlı olanı, (Allah’ın dini için cihat edip İslâm) düşmanlarının boyunlarını vurmanızdan daha hayırlısını, onların sizin boynunuzu vurmasından daha hayırlı olan ameli haber vereyim mi?

– Ver ya Resûlallah, dediler. Buyurdu ki:

– O zikrullahtır! (Tirmizî, Davet, 6)

Selim Uğur
Şimdi Zikir Zamanı

Yorum Gönder

 
Top